15 Nisan 2013 Pazartesi

Gore-Tex ceket nasıl yıkanmalı

Gore-Tex ceketleri yıkamak her zaman için sorun olmuştur. Hassas yapısından dolayı her deterjanla yıkayamazsınız. Ancak yıkanmayan ceketler bir süre sonra özelliklerini yitirmeye başlarlar. Nefes alabilirlik oranları düşer, suyu kaydırmamaya ve ceketin üstünde tutmaya başlarlar.

İşte bunu önlemek için şu videoyu izlemenizi öneririm.

Petzl - Sirocco Tırmanış Kaskı

Petzl yeni kaskı Sirocco'nun tanıtımını geçtiğimiz yıl yapılan OutDoor fuarında yapmıştı. Geçen süre içerisinde testler yapıldı ve kask son kullanıcıya sunulabilecek hale geldi.

Bu kask ile ilgili ilk izlenimlerim olumlu yönde. Monoblok gövde hafiflik sağlarken aynı zamanda çarpışma direncini de mükemmel bir seviyeye getiriyor. Hafiflik demişken, 165gr.'lık ağırlığından bahsetmemek olmaz. Şimdiye kadar yapılmış en hafif tırmanış/dağcılık kaskı diyebilirim.

Bu kask aynı zamanda farklı bir özelliği ile de Petzl patenti ile karşımıza çıkıyor; mıknatıslı toka. Çok kullanışlı bir özellik gibi gözüküyor. Özellikle elinizde eldiven varken takıldı mı takılmadı mı kaygısı yaşatmadan kullanabileceğiniz bir özellik.

Fiyatı ile ilgili henüz bir bilgi yok ama benim tahminim Türkiye satış fiyatının 150€'dan aşağı olmayacağı yönünde.

Ürünün tanıdım videosunu buradan izleyebilirsiniz.


3 Nisan 2013 Çarşamba

Doğumgünün kutlu olsun yakışıklı Ares'im :)

Bugün yakışıklı köpeğim Ares'in 5. yaş günü. Haziran 2008'de eve geldiğinde süklüm püklüm ortalıkta dolaşan sakin velet bugün 5 yaşında azgın, hiperaktif ama bir o kadar sevgi dolu bir ayıcık haline geldi.

Dedim ya 5 yaşına bastı bugün diye ama o kendini hala 1 - 2 yaşında falan zannediyor. Ne bir sakinlik, ne bir efendilik, hiç birinden eser yok. Ama bu onu sevmemize engel değil.

Hatırlıyorum ilk eve geldiği günü; 14 Haziran 2008. 4 saatlik araba yolculuğundan sonra yeni yuvasına geldiğinde bitkin ve yorgundu. Kardeşinden ayrılmıştı bu yüzden biraz da hüzünlüydü. Çok oyun oynamıyor neredeyse bütün gün yatıyordu. İştahı da pek yoktu. Biraz tedirgin olmuştum, "benim köpeğim böyle sünepe olamaz, olmamalı" demiştim kendi kendime. Ama zaman onun hiç de öyle olmadığını gösterdi bize. Şimdi de sakinleşsin diye bekliyoruz zira yerinde duramıyor, kıpır kıpır her daim. Bir gözü hep mama kabında, arkadaş hiç mi doymaz bir köpek. Ama yok bu adam doymuyor işte. Korkuyoruz bir gün bizi yemesinden :)


Velhasıl kelam;

                                           Seni seviyoruz :)


10 Mart 2013 Pazar

Puhu Termal İçlik

Uzun zamandır spor yapıyorum ve ağırlıklı olarak da dışarıda yapmaya çalışıyorum. Yaz aylarında herhangi bir sıkıntı yok ancak kış aylarında dışarıda spor yapmak (koşmak, dağcılık vb.) ciddi anlamda ısı kaybı demek oluyor. Bu kayıp, şehirde - bünyeye göre- ufak çaplı grip, nezle şeklinde de atlatılabilirken daha zayıf bünyelerde daha ağır sonuçlara yol açabiliyor.

Sonuç olarak, ister dağda ister şehirde spor yapına kışın ısınmak, vücudunuzdaki teri dışarı atmak için vazgeçilmezlerinizden birisi mutlaka termal içlikler olmalı.

Dediğim gibi uzun zamandır spor yaptığım için farklı markaların termal içliklerini kullanma şansını yakaladım. Bunlar içinde The North Face, Marmot, Helly Hansen gibi üst seviye markalar da mevcut. Ancak bugünkü yazımda size yerli üretim bir termal içlikten bahsedeceğim.

Bu termal içliğin markası PUHU. Kutup Ayısı tarafından üretimi Türkiye'de gerçekleştiriliyor. Ama daha önemlisi kullanılan malzeme. Bunun için öncelikle teknik özelliklerine bir göz atmakta fayda var;

% 54 Poliamid (PA)
%37 Polipropilen (PP)
%9 Elastan (EA)

İşte Puhu termal içlikleri bu maddelerden oluşuyor. Şimdi bunları bir açalım;

PA yani Poliamid: halat ve benzeri uygulamalarda, emniyet kemerlerinde, paraşüt kumaşlarında, balıkçılıkta, kaynak elbiselerinde, kompozit malzeme olarak spor malzemeleri imalatında, kargo ve denizcilikte, araba lastiği imalatında, transmisyon kayışlarinda ve askeri uygulamalarda kullanılan bir malzemedir.
yapısında bulundurduğu karbon lifli alaşım mukavemeti arttırdığı gibi işlenebilirliği kolaylaştırır. Yani bu da daha yüksek dayanım anlamına geliyor! Uzun ömürlü ve sağlamdır. Aşınma dayanımı çok yüksektir.

EA yani Elastan: Likra'nın daha ucuz bir çeşididir. Kopma dayanımı çok yüksektir. Kopmadan 5 katın üzerinde esneyebilir. Performans esnasında vücudun alacağı şekillere uyum sağlayarak, özgürce hareket etmenizi sağlar.

PP yani Polipropilen: otomotiv sanayinde kullanılan parçalardan, tekstil ve yiyecek paketlemesine kadar çok geniş kullanım alanı olan termoplastik bir polimerdir. Bu da daha kuru ve daha sıcak kalmanızı sağlar. Sahip olduğu mikro gözeneklerle hem vücudunuzda oluşan terin hızla dışarı atılmasını, hem de çok güçlü bir ısı yalıtımı sağlar.

Puhu termal içliği ilk etapta şehirde motosiklet kullanırken, günlük olarak ve koşarken denedim. Aldığım sonuçlar gerçekten inanılmazdı.

İçindeki %9'luk elastan sayesinde vücuda çok iyi bir şekilde oturuyor. Özellikle soğuk havalarda motosiklet kullanırken en alt katman olarak giyiyorum ve sanki yokmuşcasına beni sarıyor.

Günlük kullanımda da aynı hissiyat ben de oluştu. Sanki içimde bir içlik yokmuş gibi çok rahat bir şekilde hareket edebildim.

Ama daha önemlisi koşu. Sabah erken saatlerde koşmayı tercih ettiğim için hava henüz yeterince ısınmamış oluyor, bu da, vücut henüz ısınmamışken, daha çok üşümek anlamına geliyor. Puhu termal içlik ısınma öncesi ve sırasında vücut ısısının korunmasını sağlarken aktivite sırasında terin hızlı bir şekilde vücuttan atılmasını sağlıyor. Ama benim en çok hoşuma giden özelliği aktivite sonrasında üzerinizde, terli olmanıza rağmen, bu hissi oluşturmaması. Elimi sürdüğümde ıslaklık olduğunu farkettim ama vücudumda bu ıslaklığı hiç farketmedim. Ki bazı iyi markalar da ıslaklığı sonuna kadar hissediyordum. Bunu da başlıca sebebi yapısında %37 oranında PP yani polipropilen bulundurması. Diğer bir çok marka bu oran %1-2 seviyelerinde bulunuyor.

Vakit sıkıntısından dolayı henüz dağ da deneyememiş olsam da, orada da beni yarı yolda bırakmayacağından eminim.

Fiyat olarak da beni gerçekten tatmin etti. Tek üst veya tek alt olarak satılıyor ve fiyatı da 59 TL. Beden olarak da S/M, M/L ve L/XL şeklinde bulunuyor. Ayrıca kadın ve erkek için ayrı ayrı üretiliyor.

Daha da güzeli artık yerli üretimlerde de güzel işler çıktığının bir göstergesidir Puhu içlikler.


Not: Yazıda kullanılan teknik bilgiler Ekşi sözlük, Kutup Ayısı ve Vikipedi sitelerinden alınmıştır.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Black Diamond Mesa 2 - 3 Mevsim Çadır


Yaklaşık 3 yıldır Marmot'un Aura model çadırını kullanıyordum. 2.2 kiloluk ağırlığı, iç tentesinin tamamen file olması olumlu yanları ile çok kullanışlı bir çadırdı. Ancak anlamadığım bir sebepten dolayı dış tentesindeki silikonlarda bozulma oldu ve resmen yapış yapış bir hal aldı. Sanırım hatalı üretim bir çadıra denk gelmiştim.

Distribütörü ile yaptığım görüşme neticesinde ürünün arızalı olduğuna karar verildi ve çadırı iade ettim. Tabi bu yeni bir sorun çıkardı ortaya; artık yazlık/baharlık kullanabileceğim bir çadırım yoktu. Hemen araştırmaya giriştim. Önümde bir kaç seçenek vardı; The North Face Meso 2, MSR Nook 2 ve Black Diamond Mesa.

MSR Nook 2 1590 gr'lık ağırlığına karşılık 890 tl'lik fiyatı ve koyu rengi ile elenmekten kurtulamadı. Geriye TNF Meso 2 ve BD Mesa kalmıştı.

TNF Meso 2'yi tamamen renginden dolayı eledim. Açıkcası TNF kalitesinden hiç bir zaman şüphe duymam ama dağa/doğaya gittiğim zaman da koyu renk bir çadırda kalmayı da tercih etmem. Bunun iki sebebi var; bir tanesi çadırın içindeyken eğer hava kapalıysa çadırın iç kasvetli bir hal alır bu da motivasyonu düşürür. İkincisi ise olası tehlike durumunda görünürlük yüksek olmalıdır.

Sonuç olarak elimde bir tek Black Diamond Mesa çadır kalmıştı. BD daha önce hiç kullanmadığım bir marka olduğu için ilk başta biraz tereddüt ettim. Ama ilk olarak eve gelip çadırı kurduğumda diğer iyi markalardan hiç bir farkı olmadığını (belki biraz olabilir :) ) kendi gözlerimle gördüm. Üstelik parlak turuncu rengi beni cezbetmek için başlı başına yeterliydi bile :)

Önce teknik özelliklerinden başlayayım;

BD Mesa 2 kişilik, çift tenteli ve iç tente'de 360 derece açıya sahip 3 mevsim bir çadır. Yeni nesil klips teknolojisi ve DAC Featherlite® polleri gerçekten etkin bir kullanım alanı sunuyor kullanıcısına. Çadırın çift girişi var bu da bir tarafta yemek yaparken diğer tarafta fazla eşyalarınız saklamaya olanak sağlıyor. Dış tente kumaşı 1500mm polyester ve tabanı da 2000mm naylon. Ayrıca kullanılan klips teknolojisi ile iç tenteyi kurmadan -opsiyonel olarak satılan- çadır alt örtüsü ile sadece dış tenteyi de kurabiliyorsunuz.

Meso 2 (1,96 kg) ve Nook 2 (1,59 kg) ile kıyaslandığında 2,32 kg'lik ağırlığı biraz fazla gibi gelse de sunduğu daha geniş (3 ) kullanım alanı tercih edilmesini sağlıyor. Burada tabii ki kişisel görüşüm ön planda. Ben benimle birlikte bir kişinin daha geleceğini varsayarak bu seçimi yaptım. 
Parlak turuncu renk doğa'da
görünürlüğü arttırıyor.

Gelelim kullanıma. Çadırı ilk defa geçtiğimiz hafta sonu Gezenbilir Ercova Kampı'nda kullandım. Çadır'da tek başıma kaldığım için bana fazlasıyla yetti. Çift girişi ve buna bağlı olarak çift bagajı var. İki bagajda aynı büyüklükte. Ben tek başıma olduğum için bagajı kullanmaya gerek duymadım zira bütün eşyalarım çadırın içine rahatlıkla sığdı. Ayrıca yeni nesil pol tasarımı ile çadırın için oldukça geniş bir hal almış üstelik tek bir halka etrafında toplanmış poller kurulumu çok kolaylaştırıyor.

Çadırın iç tentesinde yağışsız havalarda dış tenteyi kurmadan yıldızları seyredebilmeye imkan sağlayan file yapısı var. Bu file yapı aynı zamanda havalandırma içinde yardımcı oluyor. Ancak havalandırmayı iyi yapmazsanız sabah kalktığınızda üzerinize yağmur yağması işten bile değil :)

Dış tente kapıları üzerinde bulunan havalandırma yerleri maalesef yeterli havalandırma sağlamıyor. Ben tek başıma kalmama rağmen sabah uyandığımda dış tentenin iç kısmı bayağı ıslanmıştı ve nitekim dokunduğumda ufak ufak damlalar düşmeye başladı. Bu da havalandırmanın çok iyi yapılması gerektiği anlamına geliyor.

İç tentedeki file yapı 360 derecelik görüş açısı sağlıyor.
Çadırın içinden çıkan gerdirme ipi tek parça ve sizin kesip ayarlamanız gerekiyor. Ama ayar tokalarından çıkmadığı için sabit olarak bağlamanız gerekiyor ki bu da çok tercih edilen bir şey değil zira her zaman gerginliğe uygun zemin bulunamıyor. Ben de çözümü daha önce kullandığım bir çadırın gerdirme ip ve tokalarını kullanmakta buldum. Hem de siyah yerine fosforlu gerdirme iplerim oldu. Malum gece dışarı çıkıldığında iplere takılıp kafayı gözü yarma riski var :)


Sonuç olarak başarılı ve işe yarar bir üç mevsim çadır. Daha fazlasını beklemek anlamsız olur. Görevini fazlasıyla yerine getiriyor. Zaten istenen de bu değil mi? :)

Ha bu arada bu çadır 2011 yılında super topo sitesi tarafından en iyi 3 mevsim kamp çadırı seçilmiş.
SuperTopo.com 2011 Editors' Choice

SuperTopo.com 2011 Editors' Choice




22 Ağustos 2012 Çarşamba

Çanakkale Kabatepe Orman Kampı


Bayram tatilini geçirmek üzere planlar yaparken bir sürü seçeneğin içinden Çanakkale - Kabatepe orman kampına gitmeye karar verdik. Toplamda 4 kişiydik ve sadece benim kamp tecrübem vardı. Bilgilerim ve tecrübelerim doğrultusunda listemizi ve alınacakları netleştirdikten sonra heyecan içinde yola çıkacağımız günü beklemeye başladık. Karar vermiştik; 18 Ağustos cumartesi sabahı saat 03.30'da yola çıkmak üzere sözleştik.

Sözleştiğimiz üzere, tam vaktinde, saat sabah 03.30 itibariyle İstanbul'dan yola çıktık. Amacımız yaklaşık 4- 4,5 saatlik bir yolculuk yapıp orman kampına varmaktı.

Orman Kampı girişi
Tam hesapladığımız gibi saat 9.30'da kampın girişine vardık. Kamp'ın girişi Kabatepe-Gökçeada feribotu iskelesinin giriş kapısının hemen 20 m gerisinde olduğu için ciddi anlamda bir feribot kuyruğu vardı. Kah karşı şeritten kah izin isteyerek aralardan geçip kapısına vardık. Girişte bizden önce gelen 4 arabayı bekledik çünkü içerideki elemanlar yerleştirme yapıyorlar ve yığılma olmaması için sizi kapıda bekletiyorlar. Bence güzel bir uygulama, böylelikle içeride yığılma ve curcuna olmuyor. Girişte parsel yerine para ödüyorsunuz. Bir parsele iki çadır kurulabiliyor. Parsel ücreti 30 tl, iki çadır gittiğinizde bu ücret yarıya düşüyor. Bu da çok ekonomik bir konaklama yapmanızı sağlıyor. Çadır yerinizi öğrendikten sonra -bence- yapmanız gereken ilk iş hemen bir piknik masası kapmak olmalı. Kalabalık bir ekipseniz yemekleri çok daha rahat yersiniz. nitekim biz de aynısını yaptık ve hemen bir piknik masası edindik. Çadır yerlerinde elektrik kutuları mevcut. İçlerinde 2 adet priz bulunuyor. Benim tavsiyem yanınızda en az 15 metrelik 2 tane uzatma kablosu bulunsun, elektrik kutuları uzakta kalırsa birbirine eklemek zorunda kalırsınız. Zaten girişte size ucunda sadece duy bulunan 10metrelik bir kablo veriyorlar (bunun için girişte 20 tl kapora alıp, çıkarken kaporanızı iade ediyorlar). Sizin yapmanız gereken sadece ampul almak.

Kamp yerimiz
Çadırları kurduktan sonra en yakın yer olan Eceabat'a alışverişe gitmeye yeltendik. Yeltendik diyorum çünkü kamptan çıkmamızla bütün trafiğin altını üstüne getirmiş kabatepe-gökçeada feribot kuyruğunu görmemiz bir oldu. İlk deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu arada kampın içinde ufak bir market var. Genel ihtiyaçlar (ekmek, su, kola vb.) buradan karşılanabilse de daha spesifik (mangal kömürü, ip vb) ihtiyaçlarınız için mutlaka Eceabat'a gitmeniz gerekiyor. Bunun üzerine biz de "madem trafik kötü o zaman biz de denize gidelim bari" dedik.



Ormanın içinden geniş bir kumsala çıkıyorsunuz. İner inmez sağınızda feribot iskelesini görebiliyorsunuz. İsterseniz havlunuzu kumların üzerine serebilirsiniz. Yok ben şezlong dışında başka bir yerde yatmam diyorsanız biraz ileride büfenin hemen önünde günlüğü 4tl'ye şezlong ve yine günlüğü 4 tl'ye şemsiye kiralayabilirsiniz. Ancak sayı az olduğu için kalabalık günlerde ya erken davranmanız lazım ya da başka yollar bulmanız gerekiyor.

Deniz gayet temiz ve az dalgalı. İlk girişte biraz soğuk olsa da sonra alışıyorsunuz. Girdiğinizde önce dizlerinize gelen su biraz ilerlediğinize  bileklerinize geliyor sonra da derinleşmeye başlıyor. Kiralama yaptığınız büfede pide, patates kızartması meşrubatlar, dondurma bulunuyor. İçeride alkol satışı yasak ama dışarıdan getirip içerseniz (tabii ki kimseyi rahatsız etmeden) kimse sorun çıkartmıyor. Kola 2 tl pideler 7 tl.

Kamp tamamen çam ağaçları ile kaplı olduğundan dolayı yerde ateş yakmak yasak (kumsalda serbest) ama mangal, kamp ocağı, tüp yakabiliyorsunuz. Tabii ki kontrollü olmak şartı ile.

Denizden döndükten sonra ikinci kez Eceabat'a gitmek üzere şansımız denemeye karar verdik. Feribot kuyruğu nispeten daha da azalmıştı. Tam "yaşasın rahat rahat gideceğiz derken" ikinci kez hayal kırıklığına uğruyoruz zira eceabat'tan çanakkale'ye geçmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruk kabatepe sapağını bile geçmiş neredeyse 2,5 - 3 km'lik bir kuyruk oluşturmuştu. Bu sefer aralardan geçme ya da ters yöne girme şansımız bile yoktu. Tam çaresizce geri dönmeye karar vermişken birisi "arkadan bir yol var, kuyruğa takılmadan eceabat'a gidersiniz" dedi. tam yerini öğrendikten sonra geri döndük ve tam da adamın dediği yerden girdik. Bu yol toprak bir yol ve bir kısmı -maalesef- çöplüğün içinden geçiyor. Açıkcası tarihi yarımadanın içinde böyle bir görüntüye maruz kalmak beni inanılmaz rahatsız etti ve üzdü. Belki de o çöplerin altında hala orada savaşmış askerlerimizin ya da Anzak askerlerinin kemikleri var. Gerçekten kötüydü.

Çamların altında akşam yemeği
Arka yoldan Eceabat'a ulaştık. Gerçekten, söylendiği gibi, neredeyse tam da içine girdik. Hiç vakit kaybetmeden alışverişimizi yapıp kampa geri döndük. Gittiğimizde mini buzdolabımızda gelmişti, nevalemizi yerleştirip mangalı yakmaya başladık. Yemeğimizi yedikten sonra ortalığı toparladık ve fotoğraf makinelerimizi, kafa fenerlerimizi alıp sahile indik. Hava açık ve az rüzgarlı olduğu için yıldızlar çok netti hatta samanyolu  bile çok belirgin bir şekilde üzerimizden geçip gidiyordu. Etraf kalabalık olmadığı için kimseyi rahatsız etme kaygımız olmadan rahat rahat hareket edebildik. Bu arada fotoğraf çekenler için not; sahil yıldızları çekmek ve ışıkla boyama yapmak için ideal, fotoğraf makinanınızın kumandası mutlaka yanınızda olsun.

Günün yorgunluğu ile hepimizin erkenden uykusu geldi. Hafif bir rüzgar ve doğanın sesini dinleyerek uyumak üzere çadırlarımıza çekildik. Erken kalkmış olmak, yol ve denizin de etkisiyle hemen uykuya daldık.

Ertesi gün hepimiz erkenden uyandık. Ekibin bir kısmı yüzünü yıkamak üzere ortak tuvaletin yolunu tutarken diğer kısımda kahvaltı hazırlıklarına başladı. Bu arada ekibe katılmak üzere yolda olan 2 kişiyi daha beklemeye başladık. Onlar da geldiğinde artık ekip tamamlanmış kahvaltıya başlanmıştı. Enfes ezine peyniri, çanakkale domatesi ve kızarmış ekmek eşliğinde muhteşem bir kahvaltı yaptık. Hemen sofrayı topladık ve sahilin yolunu tuttuk.

Altan hamak keyfi yaparken :)
Sahil bir önceki güne nazaran daha kalabalıktı. Günübirlik gelenler önemli bir çoğunluğu oluşturuyordu. Ama rahatsız edici bir kalabalık yoktu. Plaj voleybolu, denizde voleybol ve yüzme derken güneş iyice tepemize çıktı. Sıcağın verdiği rahatsızlıkla çadırlarımıza gidip patates bira yemeye karar verdik. Önceden soğutmaya bıraktığımız biralarımız dolapta bizi bekliyordu. Patateslerimizi alıp hemen çadırlarımızın yanına gittik ve biralarımızı açıp sohbete başladık. Alkolün, yorgunluğun ve güneşin de etkisiyle hepimize bir uyku bastırdı. Herkes çadırına çekilirken ben hamağa geçtim. Hayatımda uyuduğum ender güzel uykulardan birini uyudum. İnanılmaz keyifliydi. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; kamp kalabalık olmasına rağmen rahatsız edici bir gürültü ya da uğultu yoktu. Belki de biz biraz daha kenarda olduğumuz için gürültü bize gelmedi, bilemiyorum.

Herkes uyandıktan sonra biraz kendi halimizde takıldık ve ufak ufak mangalı yakmaya karar verdik. Bu akşam ki planımız hazırlıklı bir şekilde içkilerimizi alıp sahile inmek, yıldızları seyrederken sohbet etmekti. Nitekim mangaldan sonra vakit kaybetmeden içkilerimizi alıp sahile indik. Fotoğraf, sohbet içki derken serin havanın etkisiyle hanımlar üşümeye başladı. Ertesi günün planını yaptık; Erkenden kalkıp feribotla Gökçeada'ya gidecektik. Bunun içinde vakit kaybetmeden yatıp dinlenmemiz gerekiyordu. Hemen toplandık ve çadırlarımıza çekildik.

360 derece kamp yerimiz :)

Ertesi sabah erkenden kalktık. Kahvaltılıklarımızı hazırladık ve feribota binmek üzere ormandan çıktık. Çıkar çıkmaz feribota bineriz diye düşünürken sırayı görmemiz kısa süreli bir şok ve hayal kırıklığı yaşamamıza sebep oldu. Neyse ki çabucak atlatıp sıranın sonuna geçtik. Biz sıradayken bir tane arabalı vapur doluyordu dolayısıyla sıra da yavaş ilerliyordu. Ama kısa bir süre sonra vapur doldu ve biz de beklemeye başladık. İkinci şoku burada yaşadık çünkü bir sonraki feribot saat 10'daydı. (en azından bize öyle söylenmişti) Saat daha 8 bile olmadan vapur kalkmıştı. Ne yapsak ne etsek derken bir baktık ki daha büyük bir feribot iskeleye yanaştı. Tamam dedik, buna bineriz. Sıra yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Artık iyice feribot'a yaklaşmıştık ki o da ne! bilet almamıştık. Neyseki Mert hemen koştu ve biletlerimizi aldı ve rahat bir şekilde feribota bindik. Kahvaltı etmediğimiz için hepimiz açtık. Hemen kendimizi uygun bir yer bulduk ve sabah aldığımız ekmeklerin arasına domates peynir koyup karnımızı doyurmaya başladık. Kahvaltı faslından sonra Altan ve ben fotoğraf makinalarımızı çıkarıp çekim yapmaya başladık. Böylece yaklaşık 1,5 saat süren yolculuk nasıl geçti anlamadık bile.
Kabatepe - Gökçeada Feribotu

İskeleye yanaşırken arabalara bindik, feribotun ön kapağı açıldı ve işte Gökçeada'dayız. :)

...

Akşam 20 feribotu ile dönmeye karar verdik. Biraz hayal kırıklığının yanında, Yakamoz restoran'da yediğimiz muhteşem yemekten sonra feribot'a binmek üzere yola çıktık. Bu sefer biletlerimizi önceden aldık ve beklemeye başladık. Sıra ilerliyor, feribot yavaş yavaş doluyordu. Bir anda sıra durdu. Önümüzde sadece 2 araba vardı ve eğer bu feribota binemezsek en az 2 saat kaybedecektik ki bu da yolculuk süresi ile birlikte nereden baksan 4 saat'i bulacaktı. Bulunduğumuz yerden feribotun içini görebiliyorduk ama ne kadar arabalık yer kaldığını kestiremiyorduk. Bir araba iki araba derken Mert ve Elif'in içinde bulunduğu arabayı aldılar ve zafer! işte biz de içerideydik. Bizden sonra iki araba daha binebildi ve sonra da zaten kapakları kapattılar. Feribot Kabatepe'ye doğru hareket etmeye başladı.

Kampa vardığımızda içkilerimizi açtık, masamıza kurulduk ve eğlenceli bir şekilde oyun oynayıp yatmaya gittik.

Artık tatilimizin sonuna gelmiştik. Sabah erkenden toplanıp önce Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezini gezdik sonra da İstanbula doğru yola çıktık.

Keyifli bir kamp olmuştu. Genel olarak kamp hakkındaki tek olumsuz düşüncem tuvaletlerin ve duşların pisliğiydi. Bir de üzerine su kesintisi gelince iyice keyif kaçıran bir hale dönüştü.

Ama bunu da çok fazla dert etmedik ve bir sonraki kamp faaliyetinde görüşmek üzere sözleştik. Herkes kamp olayından çok keyif almıştı. Sırada Bolu Aladağ Göleti var :)

22.08.2012


29 Mart 2012 Perşembe

Lowe Alpine Furnace Ceket




Dağda çok mu üşüyorsunuz?
Çadırda yeterince ısınamıyor musunuz?
Soğuk havalarda fazla giyinmeyi sevmiyor musunuz?

Buyrun o zaman size Lowe Alpine Furnace Ceket;







 
Polartec termal pro kumaştan üretilen bu ceket dışarıdan bakıldığında tam bir post görünümü veriyor. Görüntüsünün de hakkını sonuna kadar veriyor. Giydiğiniz andan itibaren sıcaklığını hissediyorsunuz. Hele bir de hareket etmeye başladığınızda ve içinizde uzun kollu bir içlik varsa bir kaç dakika içinde önünüzü açmaya başlıyorsunuz.İnanılmaz bir şekilde, ıslandığında çok hızlı kuruyor. Açıkcası bu da bana güven veriyor.


Eğer ter bezleriniz çok çalışıyorsa ve bunun sonucunda çok fazla terliyorsanız bu ceketi bir ara katman olarak tavsiye etmem. Zira özellikle dağ aktivitelerinde ciddi anlamda terleyip üşütebilirsiniz. Ama böyle bir sorununuz yoksa rahatlık alıp kullanabilirsiniz.

Yanlarda iki adet fermuarlı cebi var bu ceketin. Ceplerin içleri fileli olduğu için fazladan havalandırma olanağı da sağlıyor. Belin yan kısımlarına gelen ve bilek içlerinki kısımlar power stretch kumaştan üretilmiş. Yüksek yakası sayesinde boynunuzda vücudunuz gibi güzelce ısınıyor.

Görünüşüyle ters orantılı olarak çok hafif bir ceket.(450gr)

Şehir içinde giymek isterseniz yağışlı havalarda ince bir Gore-tex Paclite ile rahat bir şekilde kullanabilirsiniz.

Bu ceketi yaklaşık 3 senedir hem dağ faaliyetlerinde hem de şehirde yoğun bir şekilde kullanıyorum. Henüz herhangi bir sorun yaşamadım. Ama sanıyorum ki daha uzun süreli kullanımlarda bir miktar özelliğini kaybedecektir. Olsun kaybedene kadar kullanmaya devam :)